11 Ekim 2012 Perşembe

çok gülen insanlar

-- 09.07.2010 --

bir iç sıkıntısı.. bir baş ağrısı..
vurup kafayı yatmaya sebep..
ama yine de..
kendi içinde yaşayıp atlattıkça
o kabuk kalınlaşıyor
içine girilemez oluyor
sonra içten içe devam ediyor bütün iltihap
derken biri incecik bir iğne batırıyor
ve karşılaşıyor her şeyin en derini ile..

yalnız kalmaya aday, belki de mahkum
değil mi ki içi dışı bir değil
değil mi ki dışarıdan bakınca
vur patlasın çal oynasın insanlar bunlar
pek güleç..
oldukça sohbetşinas..
her şeye matrak yanından bakan
umursamaz..
umursamaz olmakla oldukça sık suçlanacak kadar hem de
bazen duygudan yoksun olduğu sanılan insanlar ya hani dışarıdan
ve daha bir sürü şey, bakılmakta olduğu açıdan..

ama değil mi ki
fırtınaların en şiddetlisi kopar içlerinde
her şeyi enine boyuna, eğrisi doğrusu ile düşünmek
işten de öte
kurtulamadığı bir hâl olmuştur zihinlerinde
insanlara olan kırgınlıkları günbegün çoğalıp
üst üste toplanırken
yine de şen kahkahalar ile çınlatırlar insanların yüzlerini
içleri ile dışları bir midir ki?
değildir işte..

belki her zaman gizlemezler.. gizleyemezler.. gözlerinin bebeğine vurur ister istemez.. yüzlerine?.. çok nadir.. sözlerine neredeyse hiç..
bir kabuk ile sararlar etraflarını. neşeden bir kabuk ile
insanları güldürüp, keyiflendiren.. bir soytarı gibi işte..
sanırlar ki bir soytarı gibi sığdır içleri..
hangisi tanımaya zaman ayırmıştır ki soytarı gibileri..
ağlayan bir palyaço görülmüş müdür?
ağlayan bir palyaço görüp de ne hissedeceğini bilebilen olmuş mudur?

çok eğlenen insan, çok gülen insan, kimsenin yapamayacağı kadar çılgınca şeyleri yapan insan... onu yapmış bunu etmiş bu insan..
kaç kişi sorar ki neden bunları yapmış bu insan..
nasıl yapmış.. yaparken hiç mi düşünmemiş.. hiç mi acımamış.. hiç mi acıtmamış..
nasıl olmuş da her şey üzerinden geçerken bu kadar sakin ve gülen kalmış..
nasıl olmuş da hep 'ziyanı yok' diyen olmuş..

yanıt kolay..
sanırlar ki bu insanlar kendi yaptıklarına asla bakmazlar
düşünmeden yapıverir bir şeyleri
öyle sürüklenir gider bir yaprak gibi

merak ederim hep
e be insanlar; hiç mi fark etmezsiniz, hiç mi bakmazsınız kendinize
nasıl fark etmezsiniz böylesine büyük bir ikiyüzlüyü
en mutlu gününde boğazına bir yumru gibi oturmanıza rağmen gülümseyip sizi teselli etmeye eylemeye.. sanki suçlusu kendisiymiş gibi davranmaya devam etmenin altındaki bu ikiyüzlülüğü hiç mi göremezsiniz..

nefret uğramaz bizim buralara.. hep acı, hep kırgınlık..
hani biri salak diyecek olsa.. ne yaptım da bana salak dedi diye düşünürler istemeden..
sonra haklı sebepler bulunur salak diyenler için
hata o kadar çabuk kabullenilir ki
özür dilerken bulurlar kendilerini
cesaret buldururlar insanlara kendi özürlerinde..

yalnız kalmaları ise..
kimi zaman yıpranmaya tahammülü bitenin
çekip gitmek istemesi..

ama yalnızlığa mahkumiyet farklı..
bambaşka bir şey işte..
birgün o kabukta ince bir yer olur.. akmaya başlar içeridekiler..
kabullenemez çevresindekiler.. o neşe kaynağının mutsuzluğunu görmek istemezler.. abartılıyordur bir şeyler.. fazla ciddiye alınıyordur.. odur ya da budur..
sevdiklerini sandıklarının yanında da takmak zorundadırlar maskelerini..
ama buna da içleri elvermez gariplerin
değil mi ki sevdikleridir onlar..
maskeye ihtiyaç olmamalıdır yanlarında..
duru olmalılardır onlara..
ama olmaz.. yine de olmaz..
sevdiklerine ikiyüzlü olmayı da içleri kaldırmaz..
çeker giderler işte..

korumak isterler aslında kabuklarını
çünkü o kabuk bir kere kalktı mı.. dengeyi bulamazlar bir türlü..
bulamazlar tek başlarına bu hapisten kurtulmuş tanınmayan karanlıkta yollarını..
bulmaya yardım edebilen çıkmaz ise, daha da büyür karanlık..
karanlığın içlerinde saklı olduğu zamanların huzurunu ister, ararlar..
sonra ansızın.. çeker giderler..

"gönül ister ki sevdiklerimiz sadece göz bebeklerimizden okunabilecek acıları, kırgınlıkları biz söylemeden okusunlar" dedi yeni başlayan bir çok gülen..

gülsem bile görmesi gerekir gözümde damlayamayan yaşı
'görmesi gerekir' çünkü göstermemizi beklerse asla göremeyecektir..
sonra içinde bir şeyler kemirmeye başlayacaktır onu
düşünecektir..
'benimle hiçbir şeyini paylaşmıyor.. ne sıkıntısını.. ne derdini..'
dilinden dökülecektir 'bu kadar dertsiz olur mu bir insan'
isyan edecektir
içten bir nasılsın? iyi misin? ile dökülecek yaşları, olduğu yerde donduracaktır..

sonrası belli işte..
bir kayboluş.. bir yok oluş.. bir bitiş.. bir ayrılık daha..

hayatına o kadar çok insan girip çıkar ki çok gülenlerin.. tahtaya çakılan ve sökülen çiviler hikayesinde olduğu gibi.. delik deşiktir her yanları..
ama yine de sevmekten vazgeçmezler insanları..

keşke..
keşke merhemi olsa sorulmadan sorular, verilmeden cevaplar..
ya da sadece yanlarında olsalar..
bir sıcak merhaba.. bir sıcak gülümseme..
içeriden gelen bir şeyler işte..
hissedilir ya içten olan şeyler hani..

kimi çok gülen dener..
hep aynı şeyle suçlandığı için.. paylaşmayı dener içindeki karanlığı..
dener kırılganlıklarını paylaşmayı..
sonuç: yine başarısız..
üşütür karanlığı..
kırgınlıkları gem olur insanlara..

çaresi yok kardeşim..
şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın
ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın..

çok okur çok gülenler..
çok dinler..
sincap ciddiyetinde yaşar, her şey ile delicesine ilgilenirler..

sadece insanların pekçoğu gibi dillerinde değil de.. içlerinde.. derinlerde.. ama bir o kadar da yüzeyde.. gözlerinin içinde yaşarlar acıları..
işte böyle bir şey..

sevdikleri için her şeyden herkesten vazgeçebilirler belki de
ama bir gün gelip de..
bir sıcak bakışa muhtaçken
bir cesaret ile kendilerinden vazgeçmeleri istenilse bile gülenlerden..
bu yapılanı, bu isteği de affederler..
ama sonra yine yeniden..
ve bir bakar ki diğerleri..
yoklar gülenler.
onlar gitmiş gibi görünür hep
bu yük hep omuzlarında olur
ama aslında diğerleri gülenlerden vazgeçerler..

kendilerine acıyasıları gelir..
sonra da bu zayıflığa kızarlar..
delikanlı insanlardır ne de olsa, sağlam durur gülenler.. dönerler eski hallerine..
sonra 'her şeye rağmen hayat güzel' söylemleri ile
moral olurlar insanlara, destek olurlar..
çok mükemmellermiş gibi kendileri..

karanlıkta olanlar ne de çok sever gülenleri..
ama bir toparlanıversinler hele..
anında yayılım ateşine başlayıp
topa tutarlar gülenleri.
canları sağolasıcalar!

alışamazlar bu duruma ama.. alışmış gibi yaptıkları dönemleri iyi atlatırlar..
arada bir dibe kadar inerler..
sonra dipte kendi ayaklarından aldıkları kuvvetle yüzeye çıkıp nefes alırlar işte..
alışsalar dibe vururlar mı hiç?
vururlar yine de..
alıştıkları durum bu hâlleri olduktan sonra
dibe vurmak işten değil onlara..
hamdolsun!

alışır gibi olurlar ama depreşir arada bir depresiflikleri..
kitap okurlar mesela
müzik dinlerler bolca..
toparlanırlar bir anda..
e, nede olsa müzik gıda, kitap ayna bunlar için..
asıl bu döngüye alışmış işte gülenler..

belki de bu döngüyü seviyorlar
bir karınca gibi ciddiye alarak yaşamaya fazla bağlılar..
ve bir ağustos böceği gibi görünmeye de.
kendi içlerinde bir masallar.
çift tarafı farklı ayna gibiler işte..

biri alıp assa o aynayı evine, ne de güzel olur
böyle her gün 'kırıldım, kırılacağım bin parçaya ayrılacağım' diye beklemek ne zordur bilmezler ki..
bir de sanmazlar mı sihirli aynadır bunlar.. ulaşılamazlar.. dokunulamazlar.. dokunanı yutarlar..

bilemezler..
bilsinler isterlerdi.. ama bu, kabullenildi uzun zaman sonra..
bilemezler işte.. bilmeyecekler..

--11.10.2012--
gerçeklerinin hepsini arabesk bulup gülemese pıt diye ölüverecek insanlar tanıyorum. öyle kendi kendini öldüren falan da değil hani, anı ile şanı ile ölür bunlar..


editörün notu: bu yazın biçimine nesir değil 'mesaj' diyoruz; bu da böyle biline!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder