11 Ekim 2012 Perşembe
18-03, 18-04
kapıların açılması ile bekleme salonundaki hareketten uzaklaşırken ayaklar, içeride sahiplerini bekler koltuklar...
bazıları telaşla, bazıları sevinçle, bazıları ise anlamsız gözlerle sahiplerine kavuşurken; boynu bükük kalır ikisi.. birliktelikleri anlamlandırılamayan; yine de kimsenin durumu yüksek sesle dile getiremediği çiftler gibi, göz ucu ile bakıp onlar hakkında fısıldar salonun yerleşik sakinleri..
ne kadar da farklıdır herkese görünümleri..
'gelmezse sahibi şuraya geçiveririz' der kimileri.. 'madem gelmeyeceksin neden bilet alıyorsun ki, yazık günah' der, bu oyuna bilet alabilmek için ümitsizce uğraşmış olan bir diğeri... ayın başında biletler çıkar çıkmaz alan, 'düzenli olarak salondaki yerini alma'yı bir şeref nişanesi gibi taşıyanlar vardır bir de.. onlar hemen yanıbaşlarında duran 'iki boş koltuk'a göz ucu ile bakar, büyük bir vakar ile oyun broşürüne vermeye çalışırlar dikkatlerini, görmemek için âdeta zorlarlar kendilerini.
...
salon yavaş yavaş dolarken, salonunun tüm seslerini yutan büyülü sessizliğinin havasındaki bilinmeyen ama aşina oda parfümünü içine çekerek yüzünde garip bir tebessüm ile salonu izler biri..
kim bilir.. belki evdedirler; ikisinin de birbirine 'söyledikleri' ama aslında 'söyleyemedikleri' yüzünden başlayan hararetli kavga devam ediyordur.. belki de söylediklerinin anlamsızlığından yorulmuş; mutsuz, ruhsuz, duygusuz oturuyorlardır; saatin tik-takları, televizyonun ve düşüncelerinin sesleri arasında.. kim bilir, belki de ceketini alıp çıkmıştır diğeri.. yola koyulmuş geliyordur.. iki ayrı koltukta izleyeceği oyunu bu sefer paltosu ile birlikte izlemeye..
belki de bu koltuklar için tamamen farklıdır hikaye.. birlikte kız kulesi'ne karşı oturuyorlardır şimdi ahtapotlar gibi el ele.. saat yaklaştıkça birbirlerine bakarlar usulca.. gözlerinde bir pırıldama.. öylece oturmaya devam ediyorlardır hâlâ..
bir hastane odasında oturuyordur iki kişi.. yatakta yatan bir üçüncü kişi.. salondakinin aksine, büyülü olmaktan çok uzak, manasız bir sessizlik içinde..
birbirlerinin belli belirsiz sıcaklığına sığınmış uzanmışlardır karanlıkta.. biri tavanı, biri duvarı izliyordur; kendisine ait olmayan bu sıcaklığı hissetmeye çalışarak..
evde usulca göz yaşı döküyordur belki de biri.. 'zor değildi gitmek, koltuk değneklerim vardı benim; yürüyebilirdim.. bilseniz gitmeyi ne kadar çok istedim..ama bilmiyorsunuz' diye sessizce, kendi içinde hayıflanarak ikinci koltuğun umursamaz sahibine..
kilometrelerce uzakta, bildiğini sandığı; ama hiç tanımadığı bir şehirde elinde valizi ile akşamın karanlığına bakıyordur biri.. kendi şehrinin kış kokusuna hiç de benzemeyen kışın kokusu kafasından içeri dolarken.. ikinci koltuğun bir sahibinin olmamasını bu sefer umursamayarak..
...
belki bilinçaltım hüznün bu kadife dokunuşu yaşamam için sürüklemişti beni.. önemli kılmak istemişti zamanı kendisine.. belki de yalnızca yaşamak istemişti öylesine.. hüzünlü olabileceğini biliyordu, doğru; ama bu kadarını o bile beklememişti..
...
salonda iki boş koltuk gördüğümde hep merak ederdim hikayesini.. şimdi biliyorum bir tanesini..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder